Canakkale Forum ST Şehitler Diyarı 18 Mart Çanakkale 17



Sitemize Kayıt Olmanız 2 Dk'nızı Almaz! Lütfen Sitemize Kayıt Olun ve Üye Olmanın Faydalarından Sizde Yararlanın!

Canakkale Forum ST Şehitler Diyarı 18 Mart Çanakkale 17

Çanakkale Savaşlari, Çanakkale Haberleri, Çanakkale Resimleri, Çanakkale Videoları, Çanakkale Bilgiler, Çanakkalede Turizm, Canakkale İlçeleri, Rehberlik

Değerli Dostlar Tarihe Adını Kazımış Olan Çanakkalemizi Tanıtmak İçin Kurduğumuz Bu Siteye Hoşgeldiniz...
Sitemizden Yararlanabilmek için lütfen Üye Olunuz.. Sitemizde Emeklerin boşa Gitmemesi Açısından Gizli Mesaj Uygulaması Yapılmaktadır..
Moderatör Olmak İsteyen Arkadaşlar Başvuru Yapmak İçin Burayı Tıklayabilirsiniz

Giriş yap

Şifremi unuttum

Arama Motoru

Özel Arama

Anket

Sitemizi Nerden Buldunuz?
67% 67% [ 4 ]
0% 0% [ 0 ]
0% 0% [ 0 ]
0% 0% [ 0 ]
33% 33% [ 2 ]
0% 0% [ 0 ]
0% 0% [ 0 ]

Toplam Oylar : 6

Tarihte Bugün


Tarihte Bugün v.7.0

Istatistikler

Kullanıcılarımız toplam 1370 mesaj attılar bunda 1059 konu

Toplam 174 kayıtlı kullanıcımız var

Son kaydolan kullanıcımız: ömer.1905

Haftanın en aktif yollayıcıları

Facebookta Paylaş

(( Canakkale Forum ST ))

Hava Durumu

CANAKKALE

RSS akısı


Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 

Anahtar-kelime


    Çanakkale Troya (Paris'in Öyküsü)

    Paylaş
    avatar
    ÇaNaKKaLeLi
    WeBMaSTeR
    WeBMaSTeR

    Erkek
    Kova
    Ejderha
    Mesaj Sayısı : 1089
    Doğum tarihi : 17/02/88
    Yaş : 30
    Nerden : Çanakkale
    İş/Hobiler : Öğrenci
    Lakap : Acar
    Tecrübe Puanı : 2579
    Rep Puanı : 14
    Kayıt tarihi : 25/09/08
    Takımınız :
    Ruh Haliniz :


    default Çanakkale Troya (Paris'in Öyküsü)

    Mesaj tarafından ÇaNaKKaLeLi Bir Ptsi Mart 26, 2012 3:17 pm

    3200 yıl önce Çanakkale Boğazı
    yakınlarında ''Troya'' isimli bir kent varmış. Bu kentin , barışsever ,
    fakat cesur insanları, kralları, Priamos'un idaresi altında uzun yıllar
    barış içinde bir hayat sürmüşler.

    Birgün , kral Priamos'un karısı Hekabe çok kötü bir rüya gördü.
    Rüyasında, karnından ateşler çıkmakta ve ateşin dumanı, bütün Troya
    surlarını sarmaktaydı. Hekabe, bu rüyasını önce kocasına ; daha sonra da
    bir kahine anlattı. Kahinin yaptığı yorum, hiç de iç açıcı değildi. Ona
    göre, Hekabe, hamileydi ve doğacak olan çocuk , ilerde Troyalıların
    başına büyük dertler açacaktı. Onun için bebek doğar doğmaz
    öldürülmeliydi. Bu kehanete inanan Kral Priamos , çocuk doğduktan sonra
    bir adamını bebeği öldürmek için görevlendirdi. Savunmasız yeni doğmuş
    bebeği öldürmeyen Troya'lı onu o zaman ki adı ''İDA'' olan ''Kazdağı''na
    götürüp, bir ormana bıraktı. Nasıl olsa, yabani hayvanlar onu öldürür
    diye aklından geçirdi. Ama bebeği, yabani hayvanlardan önce bir çoban
    buldu. Bu çocuk, ilerde gerçekten Troya'lıların başına birçok dertler
    açacak olan Paris'ti.

    O sırada, Tanrıların yaşadığı OLYMPOS dağında , ilginç bir kargaşa
    cereyan etmekteydi. Kral Peleus ile Deniz Perisi Thetis'in evlenme
    merasimine kavga ve nifak tanrıçası Eris, huzursuzluk çıkartır
    gerekçesiyle davet edilmemişti. Bu işe çok gücenen Eris, intikam almaya
    karar verdi. Üzerinde ''EN GÜZELE'' yazılı , altından bir elmayı,
    şölenin yapıldığı salonun ortasına bırakıverdi. Doğal olarak bütün
    tanrıçalar, bu elmaya sahip olmak istediklerinden uzun tartışmalar oldu.
    Sonunda üç büyük tanrıça dışında diğerleri çekildiler. Ama kudret
    tanrıçası Hera, zeka tanrıçası Palas Athena ve Aşk tanrıçası Afrodit
    elmaya sahip olmakta ısrar ettiler. Her üçü de tanrı Zeus'a giderek
    onun, hakemlik yapmasını istediler. Baba tanrı Zeus, onların hiç birini
    gücendirmek istemediği için diplomatça davranıp, bu işlerden pek
    anlamadığını söyledi. Asıl amacı ise bu belayı Olympos'tan
    uzaklaştırmaktı. Onların Olympos'un tadını kaçıracaklarını anladığı
    için, hakemliği bir ölümlünün yapması gerektiğini söyledi.

    _''Gidin'' diye gürledi tanrıların babası ''ırmakları bol İda dağına,
    orada Paris adında Troya'lı bir prens yaşamaktadır. Bu işlerden en iyi
    anlayan odur.''.

    Böyle söyleyip uzaklaştırdı onları Olympos'tan. Onlar da haberci Tanrı
    Hermes'in rehberliğinde, kaynakları bol olan İda dağının doruklarına
    geldiler. O sırada Paris, hiçbir şeyden habersiz aşağıda koyunlarını
    otlatıyordu. Haberci Tanrı Hermes, meseleyi Paris'e anlatıp altın elmayı
    ona verdi. Hangisini en güzel bulursa elmayı ona verecekti. Ama bu iş,
    pek o kadar kolay olacağa benzemiyordu. Çünkü her üç Tanrıça da
    birbirinden güzeldi. Ne yapacağını şaşırmıştı. Onun hayranlığını ve
    şaşkınlığını gören Tanrıçalar, karar vermesini kolaylaştırmak için
    Paris'e rüşvetler teklif ettiler.

    Hera kendisine kudret vaat etti. Altın elmayı kendisine verdiği takdirde Paris Avrupa ve Asya'nın en güçlü kralı olacaktı.

    Athena kendisini dünyanın en zeki kralı yapacağını ve Yunanistan'la yapılacak bir savaşta kendisine zafer vaat etti.

    Afrodit ise dünyanın en güzel kadınını Paris'e teklif etti.

    Çoban Paris'in. Öyle büyük krallıklarda gözü yoktu. En güzel kadın benim
    olsun diye düşünüp, altın elmayı Afrodit'e verdi. İşte ne olduysa o
    zaman oldu. Bu işe çok bozulan Athena ile Hera, Troya'nın yıkımı için
    planlar kurmaya koyuldular.

    Afrodit ise verdiği sözü yerine getirmek için bir plan yaparak Paris'in,
    Yunanistan'daki Isparta şehrine gitmesini sağladı. Çünkü o sırada
    Dünya'nın en güzel kadını Isparta Kralı Menelaos'un karısı ''Güzel
    Helen''di. Menelaos ve Helen, Paris'i çok iyi karşıladılar.

    Kral , kendisine dilediği kadar sarayında kalabileceğini söyledi. Ona
    güvenerek karısı ile Paris'i sarayda yalnız bırakıp, kendisi Girit'e
    gitti. Menelaos'un Girit'te olmasından yararlanan Paris, Helen'i
    Troya'ya kaçırdı.

    Girit'ten dönen Menelaos, karısını evde bulamayınca yaptığı hatayı
    anladı ve karısını geri almak için Troya'ya savaş açtı. Bütün Yunan
    kırallarına da haberciler göndererek Helen'in kurtarılması için onları
    yardıma çağırdı. Çünkü kendisi evlenirken, diğer bütün krallar, Helen'in
    başına bir hal gelmesi halinde Menelaos'a yardım edeceklerine söz
    vermişlerdi. Verdikleri söz gereği, bütün krallar denizi aşıp güçlü
    Troya kentini yerle bir etmeye çok istekli idiler. Menelaos'un ağabeyi
    Agamemnon, yaşlı Nestor, Ajax, Patroklos hepsi hazırdılar. Ama Odysseus
    ile Akhilleus, pek ortalarda görünmüyordu.

    Yunanistan'ın en akıllı, en kurnaz kralı olan Odysseus, kocasına
    sadakati olmayan bir kadın için, evini ve ailesini terk etmek istemedi.
    Bunun için kendisini ordu kampına çağırmaya gelen haberciye delirmiş
    gibi davrandı. Bir taraftan tarlayı sürüyor, sonra da toprağa tohum
    yerine tuz ekiyordu. Ama Başkumandan Agamemnon'un gönderdiği haberci de
    kurnaz birisiydi. Haberci, Odysseus'un küçük oğlunu yakalayıp sabanın
    önüne bırakıverdi. Bunu gören Odysseus, sabanı kenara atarak oğlunun
    hayatını kurtardı. Bu da onun eskisi kadar akıllı olduğunu gösterdi.
    İsteksiz de olsa, orduya katılmaya mecbur kaldı.

    Akhilles ise Troya'ya gittiği takdirde, Troya'nın yağmalanmasını ve
    yanışını görmeden öleceğini biliyordu. Bunu kendisine bir deniz perisi
    olan annesi Thetis, söylemişti. Onun için, kadın elbiseleri giyerek,
    kral Lycomedes'in sarayında. saray kadınları arasında saklanıyordu.

    Kumandanlar Akhilles'i bulma görevini kurnaz Odysseus'a verdiler.
    Odysseus, bir seyyar satıcı kılığına girerek saraya gitti. Sergisinin
    bir tarafında kadınların seveceği cinsten takılar, diğer tarafında ise
    şahane silahlar bulunuyordu. Sarayın bütün kızları mücevherlerin
    etrafında kümelenirken, sadece Akhilles kılıç ve kamalarla
    ilgileniyordu. Böylece Odysseus onu tanıdı. O da kaderini bile bile
    Odysseus'la birlikte ordu kampına katıldı.

    Sonunda ordu tamamlanmış ve gemiler yola çıkmaya hazırdı. Ama bu kez,
    günlerden beri esen Kuzey rüzgarı, bir türlü dinmek bilmiyor ve
    gemilerin Troya'ya yelken açmalarına imkan vermiyordu. Ordu çaresizdi.
    Sonunda kahinlerden birisi Artemis'in Akhalara çok kızdığını, çünkü
    Agamemnon'un adamlarından birinin, onun en sevdiği tavşanlarından birini
    öldürdüğünü söyledi. Bu yüzden rüzgarı estirdiğini ve estirmeye devam
    edeceğini, ancak Agamemnon'nun kızı Iphiginia'yı kendisine kurban etmesi
    halinde öfkesinin dindirilebileceğini anlattı.

    Bu Agamemnon için dayanılır gibi bir şey değildi. Buna rağmen zafer için
    buna razı oldu. Bir efsaneye göre, Iphiginia, Artemis'e kurban edildi.
    Bir başka efsaneye göre de Artemis, bir geyik gönderdi. Iphiginia yerine
    geyik kurban edildi. Bu olaydan sonra Kuzey rüzgarı durdu ve sayıları
    bini aşan gemi 100.000'i aşkın Akhalı savaşçıyı Troya önlerine taşıdı.
    Skamandar ve Simois Irmaklarının döküldüğü Çanakkale Boğazının
    kumsallarında kamp kurdular. Akhalar çok güçlü ve kalabalıktı. Defalarca
    kente saldırdılar. Ama Troya, güçlü surlarla çevriliydi. Ayrıca
    Priamos'un bu hücumları bertaraf edebilecek, kutsal Lion'u koruyabilecek
    kahraman oğulları vardı. Atları eğiten Hektor bunların en cesuru ve
    Troya Ordusunun baş kumandanıydı.

    Öte yandan Akhaları müşterek düşman kabul eden diğer Anadolu halkları da
    Troyalıların yanında yer aldılar. Savaş on yıl sürdü. 9 yıl boyunca
    zafer durmadan yön değiştirdi. Bazen Troyalılar üstün geliyor, bazen de
    Akhalar Troyalıları surların içine kadar kovalıyorlardı. Uzun süre
    hiçbir taraf belirgin bir üstünlük elde edemedi. Akhalar civardaki
    yerleşmeleri talan ediyor, kızları evlerinden alıp çadırlarına
    kapatıyorlardı. Bu talanlarından birinde Agamemnon Khryse (Hrüse)
    kentinden Apollon'un rahibi Khryseis'i (Hrüseis) çadırına kapatmıştı.

    Kızının "onur payı" olarak Agamemnon'un çadırına kapatılmasına razı
    olmayan rahip, değerli kurtulmalıklarla Agamemnon'a gelip kızını serbest
    bırakması için yalvardı. Tekmil Akhalar, rahibe saygı gösterilip kızın
    babasına verilmesini istediler. Ama bu hiç de Agamemnon'un gönlünce
    değildi. Kızı serbest bırakmayı reddettiği gibi, rahibe çok kötü
    davrandı.

    Hakarete uğrayan rahip, eve dönüşünde Apollon'a yalvardı. Akhaların
    üstüne hastalık ve felaket göndermesi için dua etti. Apollon da onun
    duasını kabul edip, ateşli oklarını Akhaların üzerine gönderdi. Çok
    sayıda Akhalı asker hastalandı ve öldü. Sonunda Akhilles, bütün
    kumandanları bir toplantıya çağırarak onlara Apollon'un öfkesini
    dindirecek bir yol bulunması gerektiğini aksi takdirde eve geri
    dönmekten başka yapılacak bir şey olmadığını söyledi. Bunun üzerine ünlü
    kahin Kalkhas; Tanrının neden bu kadar çok öfkeli olduğunu bildiğini,
    ancak konuşmaktan korktuğunu, Akhilles onun hayatını korumayı garanti
    etmediği sürece de konuşmayacağını söyledi. Akhilles'in kahinin hayatını
    koruyacağını garanti etmesi üzerine usta yorumcu konuşmayı kabul etti.

    "Tanrı Apollo kızgındır, çünkü saygısızlık etti Agamemnon duacıya,
    kurtulmalıkları istemedi, salmadı kızını, işte bu yüzden çektirdi bunca
    acıları okçu tanrı. Eğer Agamemnon hiçbir kurtulmalık almadan kızını
    babasına geri vermezse daha da çektireceği var." (İlyada 90-96)

    Böyle dedi Kalkhas, öfke doldurdu Agamemnon'un yüreğini. Ama fazla bir
    seçeneği yoktu erlerin kralının. Bilici Kalkhas'a ve onu koruyan
    Akhilles'e sövüp saydıktan sonra, kızı babasına vermeyi kabul etti.

    "Phoibos Apollon istiyorsa Khryseis'i ille de şu gemimle, yoldaşlarımla
    göndereceğim onu, ama barakandan alacağım kendim gelip senin onur
    payını, güzel yanaklı Briseis'i. Senden ne güçlü olduğumu o zaman anla
    gör. Korksun boy ölçüşmekten, ibret alsın, kim benimle eşit görmek
    isterse kendini." (İlyada l 183-187)

    Böyle deyip bir yandan kızı babasına gönderirken, adamlarından iki
    tanesini de Akhilleus'un çadırına gönderdi. "Güzel yanaklı Briseis'i"
    alsın diye. Akhilleus habercilere kızı korkutmadan alabileceklerini,
    onlarla bir sorunu olmadığını söyledi ama, Tanrılar huzurunda bunu
    Agamemnon'a çok pahalıya ödeteceğine dair yemin etti. Bu olaya
    Akhilleus'un annesi deniz perisi Thetis de, en az oğlu kadar kızdı.
    Oğlunu yatıştırıp, savaştan tamamen elini çekmesini söyledi. Öte yandan
    da Olympos'a giderek Zeus'a yalvardı.

    "Zeus baba! Birgün ya sözümle ya işimle ölümsüzler arasında yararlı
    olduysam sana, şimdi yerine getir şu dileğimi, kısa ömürlü oğluma değer
    ver; saygısızlık etti Agamemnon, erlerin başbuğu, aldı onur payını,
    yoksun bıraktı onu sen say, gücü Troyalılar tarafına ko ne olur. Akhalar
    saysınlar oğlumu, ününü yüce kılsınlar." (İlyada l 503-510)

    Şimdi artık savaş Olympos'a da ulaşmıştı. Tanrıların bir kısmı
    Troyalıları destekliyor, bir kısmı ise Akhalıların yanında yer alıyordu.
    Afrodit doğal olarak Paris'in yanında yer aldı. Yine doğal olarak
    Athena ile Hera Akhaların tarafındaydı. Savaş tanrısı Ares her zaman
    Afrodit'in yanındaydı. Güneş tanrısı Apollon ve kızkardeşi Artemis ise
    Hektor'un koruyucularıydı. Dolayısıyla Troyalıların yanında yer aldılar.
    Denizler tanrısı, yeri sarsan Poseidon, denizci halk olan Akhaları
    destekledi. Zeus Troyalıları daha çok seviyor ama, tarafsız kalmayı
    tercih ediyordu.

    Yukarıda Olympos'ta durum böyle iken aşağıda Akhilleus gemilerin yanına
    oturmuş köpürüp duruyor, ne toplantılara katılıyor, ne savaşa gidiyor,
    içi içini yiyordu olduğu yerde.

    Akhilleus olmadan Akhalar Troyalılardan daha zayıftı. Buna rağmen
    Akhalar Troyalıları şehir surlarına kadar kovaladılar. Surların yanında
    çok kanlı savaşlar oldu. Kral Priamos ve diğer yaşlı Troyalılar da,
    savaşı bir kuleden seyrediyorlardı. Bir ara savaş durdu.



    Her iki taraf da askerlerini geriye çektiler. Paris ile Menelaos karşı
    karşıya gelmişlerdi. İkisi yalnız savaşacaklardı. Eğer Menelaos
    kazanırsa Helen'i alıp Isparta'ya geri dönecek, eğer Paris kazanırsa
    Helen Troya'da kalacaktı. Her iki halde de savaş bitecekti. Teklif
    Paris'ten gelmişti. Hektor'a hitaben yaptığı konuşmada şöyle dedi:

    "Troyalıları tekmil Akhaları oturt yere, koyun ortalarına Ares'in
    sevdiği Menelaos'la beni, çarpışalım Helen için, bütün malı için. Alsın
    bütün malı, götürsün kadını evine. Kim üstün gelir, kazanırsa zaferi and
    içsin dost olsun ötekiler de. Siz Troyalılar oturun bereketli Troya'da.
    Akhalar da at besleyen Argos'a dönsünler, güzel kadınlı Akha
    topraklarına." (İlyada lll 70-75)

    Paris'in yaptığı bu teklif Hektor tarafından Akhalara iletildi. İki ordu
    arasında bu konuşmalar olurken, bütün bu savaş ve acıların sebebi olan
    Helen, Priamos ve diğer yaşlı Troyalıların savaşı izledikleri kuleye
    geldi. Onun geldiğini görünce şu sözleri söylediler usulca:

    "Troyalılarla Akhaların, böyle bir kadın için yıllardır acı çekmeleri
    hiç de ayıp değil.Yüzüne bakan ölümsüz tanrıçalara benzetir onu. Ama
    gene de binse gemiye keşke gitse. Gitse de bizi, çocuklarımızı belaya
    sokmasa." (İlyada lll 154-160)

    Böyle konuştu Troya'lı ulular kendi kendine. Daha sonra Priamos, Helen'i
    yanına çağırıp aşağıdaki Yunanlı kahramanların adlarını tek tek sordu.
    Bu arada düello başladı. Mızrağı ilk fırlatan Paris oldu. Menelaos,
    mızrağı kalkanı ile savuşturup kendi mızrağını fırlattı. Mızrak Paris'in
    gömleğini yırttı ama onu yaralamadı. Daha sonra kılıcını çekip, Paris'i
    tolgasından vurdu; ama kılıç kırılıp yere düştü. Silahsız olmasına
    rağmen, Paris'in üzerine atılıp onu miğferinin ibiğinden tuttu. Eğer
    Aphrodit karışmasaydı onu sürükleyip Yununlıların sıralarına kadar
    götürecekti ama Aphrodit, miğferin ipini kopartıp onun Troya'ya
    kaçmasına yardım etti,

    Menelaos, elinde Paris'in miğferi olduğu halde öfkeyle Troya sıralarına
    giderek, Paris'i aramaya başladı. Aslında Troyalılar tarafında ona
    yardım edecek hiç kimse yoktu. Çünkü mızrağını fırlatmaktan başka hiç
    dövüşmediği için herkes ondan nefret ediyordu. Her nasılsa kaçmayı
    başarmıştı. Nasıl kaçtığını, nereye gittiğini hiç kimse bilmiyordu.
    Bunun üzerine erlerin başbuğu Agamemnon, her iki orduya birden konuşarak
    Menelaos'u muzaffer ilan etti. Daha önce kararlaştırdığı gibi
    Troyalıların Helen'i geri vermeleri gerekiyordu. Athena ile Hera işe
    karışmasalardı Troyalılar da buna razıydılar. Her iki tanrıça da Troya
    kenti yerle bir edilmedikçe savaşın bitmesini istemiyorlardı. Hera'nın
    kışkırtmasıyla, Athena seyirtip savaş meydanına geldi. Amacı anlaşmayı
    bozmak için bir Troyalıyı kandırmaktı. Aptal Pandoros kandırılması en
    kolay Troyalı idi. Athena, onu kolayca kandırdı. Pandoros Menelaos'a bir
    ok fırlatıp onu hafif yaraladı. Bu savaşı tekrar başlatmak için
    yeterliydi. Her iki taraftan sayısız insanlar öldü. Tanrılar ve
    tanrıçalar da savaş meydanında idi. Onlar da ölümlüler gibi,
    birbirleriyle savaşıyorlardı.

    Büyük şampiyon Akhilles'in savaştan uzak barakasında oturmasına rağmen
    Akhalar savaşta üstündüler. Ajax ve Diomedes kahramanca savaşıyorlardı.
    Aphrodit'in oğlu prens Aeneas Diomedes'in elinden az daha ölüyordu.
    Diomedes, onu yaraladı; ama annesi Aphrodit onu kurtardı. Diomedes
    Aphroditi de yaraladı. Ona bu cesareti tanrıça Hera vermişti. Aphrodit
    Hera'yı Zeus'a şikayet etmek için Olympos'a giderken Apollon Aeneas'ı
    Troya'ya taşıdı. Daha sonra Diomedes, Athena'nın da yardımıyla Ares'in
    karnından yaraladı. O da Aphrodite gibi soluğu Zeus'un yanında aldı,
    Athena'yı şikayet için. Zeus baba, Akhilles'e yapılan haksızlığın
    intikamının alınması ve ona tekrar ün kazandırılmasına dair Thedis'e
    verdiği sözü de hatırlayarak bütün ölümsüzleri Olympos'a çağırdı ve
    orada kalmalarını emredip, kendisi aşağıya Troyalılara yardıma gitti.

    Zeus'un işe karışmasıyla, her şey birden bine değişiverdi. Troyalılar,
    Akhalar'ı gemilerine kadar püskürttüler. Hektor, coşmuştu. Troyalıların
    "Atları terbiye eden" diye ad taktıkları Hektor, hiç bu kadar cesur, hiç
    bu kadar muhteşem görülmemişti.

    Akhalar'ın başı iyiden iyiye derde girmişti. Agamemnon, savaştan
    vazgeçip Yunanistan'a dönmeye karar vermişti. En yaşlı kumandan Nestor,
    aşağılanmış bir şekilde geri dönmektense Akhilles'in öfkesini
    dindirmenin bir yolunun bulunması gerektiğini söyledi.

    Agamemnon, aptallık ettiğini itiraf etti. Akhilles'in onur payı Briseisi
    ve değerli hediyelerini ona geri vereceğini Odysseus'a söyledi. Bunu
    Akhilles'e anlatması için yalvardı. Akhilles, bunu kabul etmedi. Ertesi
    gün, Akhalar gene püskürtüldü. Troyalılar, gemileri ateşe verecek kadar
    yaklaşmışlardı. Bu durumu gören Akhilles'in en iyi arkadaşı Patroklos
    Akhilles'e yalvararak, ya Akhalar'a yardım etmesini veya en azından o
    muhteşem zırhını kendisine ödünç vermesini söyledi. Akhilles kendisini
    aşağılayan insanlar için savaşmayacağını söyledi. Ama Hephaistos
    ustasının yapmış olduğu o muhteşem zırhı ve adamlarını Patroklos'un
    emrine vermeyi kabul etti.

    Patroklos, Akhilles'in zırhını giyerek ve onun adamlarını da alarak
    savaşa katıldı. Troyalılar, onu bir müddet Akhilles zannettiler,
    Gerçekten oda Akhilles gibi muhteşem savaşıyordu. Sonunda Hektor ile
    karşılaştı. Hektor Patroklo'u kargısıyla öldürüp, zırhını soydu ve
    kendisi giydi. Sanki Akhilles'in bütün gücü Hektor'a geçmişti.

    Patroklos'un cesedi etrafında çok kan döküldü. Sonunda iki Ajax'ın yardımıyla Akhalar cesedi gemiye taşıdılar.

    Acı haber Akhilles'e ulaştı. O da en iyi arkadaşının ölümünü Hektor'a
    hayatı ile ödeteceğini dair yemin etti. Hektor'un ölümünden sonra
    kendisinin ölümü de kaderine yazılı idi. Bunu bile bile kaderine razı
    oldu. Annesi Thedis, onu durdurmak için hiçbir çaba göstermedi. Ona
    Hephaistos'un yaptığı yeni silahlar ve zırh getirdi. Zırhı giyip
    askerlerinin başına geçti. Kahramanca savaşıyor ve her yerde Hektor'u
    arıyordu. Hektor ise, Troyalıların başına geçmiş surların yanında
    kahramanca şehrini korumaya çalışıyordu. Olympos'lu tanrılar yine
    aşağıya inmiş, Troya ovasında ölümlüler gibi hararetle savaşıyorlardı.
    Skamander nehri sularını geçmek isteyen Akhilleus'u boğmaya çalıştı. Ama
    Akhilleus'u durdurmaya imkanı yoktu. Her şey tanrılarca
    kararlaştırılmıştı. Apollon bile artık Hektor için savaşmanın
    faydasızlığına inanmıştı. Troyalılar geri püskürtüldü. Şehir kapıları
    açılıp savaşçılar şehrin içine alındalar. Sadece Hektor dışarıda kaldı.
    Dimdik duruyordu surların önünde. Babası Priamos, annesi Hekabe surların
    içine gelip hayatını kurtarması için ona yalvardılar. Ama o bunları
    dinlemedi. Troyalıların gerilemesi onun suçu idi çünkü Troyalıları, o
    kumanda ediyordu.

    Hektor böyle düşünürken Akhilles hışımla surlara yaklaştı. Yanında ise
    ölümsüzlerden Athena duruyordu. Hektor ise yanlızdı. Apollon, onu
    kaderine terk etmişti. Akilleus gidgide yaklaşıyordu. Etrafa pırıltılar
    saçan tunç zırhı içinde yaklaşan Akilleus'u görünce Hektor'u bir titreme
    aldı. Kaçmaya başladı. Akhilleus da peşine takıldı. Hektor önde
    Akhilleus arkada şehir surlarını üç defa döndüler. Sonra Athena,
    Hektor'un kardeşi Deiphobus kılığına girerek ona Akhilleus'la karşılaşma
    cesaretini verdi. "Gel birlikte karşı koyalım, püskürtelim onu" dedi.
    Soylu Troyalıların lideri, parlak tolgalı Hektor da ona inandı.
    Akhilleus'un karşısına dikilerek şöyle haykırdı:

    "Artık kaçmam senden Peleus oğlu deminki gibi. Tanrısal Priamos'un
    şehrini dolandım üç kere, durup saldırışını beklemeye yüreğim varmadı,
    ama şimdi buyuruyor sana karşı koymayı ya sen benim elime geçersin, ya
    geçerim ben senin eline. Haydi Tanrıları tanık tutalım anlaşmalarımıza.
    Olamaz onlardan iyi tanık, iyi bekçi. Zeus bana zaferi verir de alırsam
    canını, dile gelmez saygısızlık göstermem sana. Ünlü silahlarını soyar,
    ölünü geri veririm Akhalara. Sen de Akhilleus yap benim gibi."

    Ayağı tez Akhilleus yan yan baktı. Dedi ki:

    Hektor, düşmanım, antlaşmadan söz açma bana, böyle şey olamaz insanla
    arslan arasında. Nasıl uyuşmazsa kurtla kuzunun gönlü, durmadan kin
    beslerler birbirlerine, bizim de dostluk yapmamız akla sığmaz." (İlyada
    XXll 250-265)

    Böyle söyleyip mızrağını fırlattı, mızrak hedefini şaştı. Athena mızrağı
    tekrar geri getirdi. Sonra Hektor isabetli bir atış yaparak
    Akhilleus'un kalkanını tam ortadan vurdu. Mızrak kalkanı delemedi. Hemen
    arkasını dönüp kardeşini aradı., onun mızrağını almak için. Kardeşini
    orada göremeyince Athena'nın kendisini kandırdığını anladı. Kaçacak bir
    yer yoktu. Kılıcını çekip Akhilleus'a saldırdı. Daha ona yaklaşamadan
    Akhilleus onu mızrağıyla boynundan vurdu. Yere yuvarlanan Hektor son
    nefesinde, vücudunu ailesine geri vermesi için Akhilleus'a yalvardı.
    Demir yürekli Akhilleus'un öfkesi pek dineceğe benzemiyordu. Ona yan yan
    bakarak şöyle dedi:

    "Dizlerime sarılma köpek, yalvarma bana anan baban adına. Gönlüm yüreğim
    kışkırtıyor beni, diyor şunun etini parçala, çiğ çiğ ye, senin bana bu
    yaptıklarından sonra, kimse uzaklaştıramaz başından köpekleri.
    Getirseler bana kurtulmalığın on katını, tartsalar şurada daha çok
    veririz deseler, Dardanos'un oğlu altın kosa teraziye senin ağırlığınca,
    döşeğine yatırıp ağlayamayacak seni doğuran, köpekler kuşlar yiyecek
    bütün bedenini." (İlyada XXll 345-355)

    Böyle söyleyip zırhı ölüden soydu. Akhalar da teker teker ölünün
    yanından geçip boyuna posuna güzelliğine hayran kaldılar. Ama bir tekme
    vurmadan da gitmiyorlardı ölüye. Akhilleus ise, daha kötü şeyler yapmayı
    planlıyordu. İki ayağını topukla bilek arasından deldi. Kayışlar
    geçirdi deliklerden. Bağladı arabaya, başı bıraktı yerde sürüklensin
    diye. Sonra atladı arabaya ünlü silahlarıyla. Kamçıladı atları .

    Ölüyü surların önünde defalarca sürükledi, azgın öfkesi dinene kadar. Sonra, aldı, götürdü gemilerin yanına.

    Patroklos'un intikamı alınmış ama ölüsü hala yakılmamıştı. Hemen odunlar
    kesilip büyük bir yığın yapıldı. Yığınların üstüne de Patroklos'un
    ölüsü yerleştirildi. Kurbanlar kesilip ölünün etrafına dizildi. Birçok
    Akhalarla birlikte Akhilleus da saçından bir tutam kesip ölünün üzerine
    attı. Son olarak Akhilleus, 12 Troyalı çocuğu kargısıyla öldürüp yığına
    kattı. Öldürmeye bir türlü doymuyordu. Sonra yığını ateşe vererek ağlaya
    ağlaya ağıta başladı.

    "Verdiğim bütün sözleri getireceğim şimdi yerine. Ulucanlı Troyalıların
    oniki soylu oğlunu, yutacak alevler seninle birlikte, Primaos oğlu
    Hektor'a gelince, ateşe yedirmem onu, yedireceğim köpeklere." (İlyada
    XXlll 18-184)

    Ama köpekler sokulamıyordu Hektor'un cesedine. Aphrodit ölünün başında nöbet tutuyordu.

    Hektor'un ölüsüne yapılan bu saygısızlıklar Hera, Athena ve Poseiden
    hariç bütün ölümsüzleri tiksindirmişti. Özellikle baba tanrı Zeus bu
    saygısızlığa çok kızmıştı. Zeus, Priamos'u cesaretlendirerek onun
    Akhilleus'un kampına gitmesini sağladı. Zengin kurtulmalıklarla kampa
    gelen Priamos, oğlunun cesedini vermesi için Akhilleus'a yalvardı.
    Akhilleus karşısında yalvaran yaşlı adamı görünce kendi babasını
    hatırlayıp insafa geldi ve hediyeleri kabul ederek, ölüyü babasına
    verdi. Ayrıca, ölü yakma merasimi için de 9 gün boyunca Akhaları
    savaştan uzak tutacağına dair söz verdi.

    Troyalılar, 9 gün boyunca, Hektor'un ölüsü etrafında yas tutup, ağıtlar
    yaktılar. Onuncu gün şafak vakti, ölü odun yığınlarının üzerine konulup
    yakıldı. Daha sonra, kemikler ve küller altın bir kupaya gömülüp, üzeri
    kocaman işlenmiş taşlarla örüldü. Mezarın üstü toprakla örtülerek büyük
    bir tümülüs oluşturuldu.

    Hektor'un cenazesi için kararlaştırılan süre dolduktan sonra, savaş
    tekrar başladı. Etiyopya Prensi Memnon, büyük bir orduyla gelip
    Troyalılara yardım etti. Bu yeni taze güçle saldıran Troyalılar,
    Akhaları çok güç durumda bıraktılar. Birçok Akhalı savaşçı öldü. Sonunda
    Akhilleus, Memnon'u öldürdü. Durum tekrar Troyalıların aleyhine
    dönmüştü. Akhilleus yine coşmuştu. Ama onun belki de son kükreyişi
    olacaktı. Bütün Troyalıları önüne katmış surlara doğru kovalıyordu.
    Surlara yaklaştığı bir sırada, orada, çalıların arasına gizlenmiş duran
    Paris'in attığı zehirli bir okla topuğundan vurularak öldü.

    Topuğu onun en zayıf yeri idi. Annesi deniz perisi Thetis, onu
    "yaralanmaz" yapmak için topuğundan tutup Styx Irmağının sularına
    batırmıştı. Ancak topuğun elle tutulan kısmı kutsal suyla ıslanmadığı
    için zayıf kalmış ve Paris, onu bu en zayıf noktasından vurmuştu.

    Ajax, Akhilleus'un ölüsünü savaş meydanından taşıdı. Ölü yakma
    töreninden sonra külleri Patroklos'un küllerinin konulduğu kaba
    konularak beraberce gömüldü.

    Akhilleus'un ölümünden sonra, onun Hephaistos usta tarafından yapılmış
    olan muhteşem zırhı kumandanlar arasında yeni bir huzursuzluğa yol açtı.
    Zırh acaba Akhilleus'un ölüsünü savaş alanı dışına taşıyan Ajax'ın mı
    olmalıydı?Yoksa Odysseus'a mı verilmeliydi? Kumandanlar arasında yapılan
    gizli bir oylama sonunda zırha sahip olma hakkı Odysseus'a verildi.
    Ajax da , kendini aşağılanmış görüp, kılıcının üstüne atlayarak intihar
    etti.

    Bu iki kahramanın kısa zamanda arka arkaya ölmeleri Akhaların
    cesaretlerini kırdı. Zafer, çok uzak görünüyordu, ama vazgeçmeye de hiç
    niyetleri yoktu. Akhilleus'un genç oğlu Neoptolemus, Paris'i öldürdü.
    Ama onun ölümü Troyalılar için pek de büyük bir kayıp değildi. Zaten
    bütün bu belaları Troyalıların başına hep o açmamış mıydı? Bir keresinde
    ağabeyi Hektor onu şöyle azarlamıştı:

    ''Seni alçak, seni parlak oğlan, seni çapkın

    seni ırz düşmanı seni.

    Hiç doğmaz olaydın keşke,

    Ya da kalaydın ölümüne dek evlenmeden.

    Çok isterdim bunun böyle olmasını

    Hem çok da iyi olurdu hani

    Ne baş belası kesilirdin o zaman

    Ne de yüz karası olurdun başkalarına

    Nasıl kaçırdın ta uzak ülkelerden

    Kargı salan erlerin gelini, güzel yüzlü kadını

    Baş belası yaptın onu babana, halkımıza, ilimize''

    İlyada III.39_50



    Paris'in ölümünden sonra da Troyalılar güçlerini korudular. Şehir
    surları dokunulmamış bir şekilde ayaktaydılar. Savaş genellikle
    surlardan uzakta ovada cereyan ettiği için ciddi bir tehditle
    karşılaşmamışlardı. Bu, sonu olmayan savaşa bir son verebilmek için
    orduyu şehrin içine alıp, Troyalıları bir baskınla yok etmekten başka
    çare yoktu. Bunu nasıl yapacaklardı?

    Akhaların en akıllısı kurnaz Odysseus, bir tahta at yapma fikriyle
    ortaya çıktı. Büyük ve içi boş bir at olacak ve içine belirli sayıda
    asker alabilecekti. Odysseus ve diğer bazı seçkin komutanlar atın içine
    gizlenirken, diğerleri denize açılıp Tenedos (Bozcaada)'nın arkasına,
    Troyalıların onları göremeyecekleri bir şekilde gizleneceklerdi. Eğer
    işleri ters giderse, Yunanistan'a geri dönecekler. Tabi bu arada atın
    içindekiler ölümüne terk edilecekti. Ama her şey Odysseus'un planladığı
    gibi giderse, Troya'ya geri dönüp, şehrin içine girmek için verilecek
    işareti bekleyeceklerdi. Planın yürümesi için geride bir Akhalı asker
    bırakacaklardı. Bu askerin görevi ; tahta atın şehrin içine alınmasını
    sağlamak için, Troyalıların ikna edilmesiydi. Herşey Odysseus'un
    planladığı gibi gitti. Bir sabah, Troyalılar büyük bir şaşkınlıkla
    uyandılar. Her yer çok sakindi. Gürültülü Akha kampı, tamamen boştu ve
    gemilerde gitmişlerdi. Batı kapısı önünde de daha önce hiç görülmemiş
    büyüklükte ve biçimde tahtadan bir at duruyordu. Öyle görünüyordu ki,
    Akhalar bu işten vazgeçmişler, mağlubiyeti kabul edip Yunanistan'a geri
    dönmüşlerdi. Ancak bu kocaman tahta at da neyin nesiydi? Troyalılar, bu
    soruları kendi kendilerine sorarken, Akhaların geride bıraktıkları Sinon
    isimli asker ortaya çıktı. Troyalılar Sinon'u yakalayıp kral Priamos'a
    götürdüler. İyi bir aktör olan Sinon, ağlıyor, sızlıyor ve Yunanlılardan
    nefret ettiğini söylüyordu. Bunun sebebini ise şöyle açıklıyordu:

    ''Akhalar, Troya'ya yelken açmalarını engelleyen kuzey rüzgarını
    durdurmak için kral Agamemnon'un kızı Iphiginia'yı kurban ettiler.
    Geriye dönüşleri için ise ben talihsiz kurban olarak seçildim. Tam yola
    çıkarlarken beni kurban edeceklerdi. Her şey hazırdı. Ama gece olunca
    karanlıktan yararlanarak bir bataklığa saklandım ve gemilerin
    uzaklaşmalarını seyrettim.''

    Simon'un anlattığı bu hikayeye herkes inandı. Çünkü o rolünü çok iyi
    oynuyordu. Hikayesinin ikinci ve asıl can alıcı kısmına şöyle devam
    etti.:

    ''Tahta at Tanrıça Athena'ya kutsal bir sunak olarak yapılmıştır. Böyle
    büyük yapılmasının sebebi Troyalıların onu dar şehir kapılarından şehrin
    içine almalarını engellemek içindir. Akhalırın beklentisi Troyalıların
    bu atı yakıp yıkmalarıdır. Böylece tanrıça Athena'nın öfkesini Troya
    üzerine çekmiş olacaklardır. Ama Troyalılar atı şehrin içine alıp onu
    korurlarsa tanrıçanın lutfu Troyalılara yönelecektir.''.

    Akıllıca düzenlenmiş bu hikayeye Troyalı rahip Laokoon ve Hektor'un kız
    kardeşi Kassandra dışında herkes inandı. Rahip Laokoon, ''hediye veren
    Yunanlılardan sakının'' diyerek Troyalıları uyardı. Atın hemen
    yakılmasını söyledi. Hiç kimse ona inanmadı. Laokoon'un Troyalıları ikna
    etmesinden korkan Poseidon denizden iki tane korkunç yılan göndererek,
    Laokoon ile iki oğlunun öldürttü.

    Bir bilici olan Kassandra da, bunun bir hile olduğunu söylediyse de ona
    kimse inanmadı. Apollon, Kassandra'ya aşık olmuş bu yüzden ona geleceği
    görme yeteneği vermişti. Kassandra Apollon'un aşkını kabul etmemiş, o da
    Kassandra'ya verdiği bu yeteneğin yarısı geri almıştı. Yani Kassandra
    geleceği görmeye devam edecek ama ona kimse inanmayacaktı.

    Troyalalır, hiç tereddüt etmeden, atı şehrin içine sürüklediler. On yıl
    süren korkunç savaş bitmiş, nihayet özlenen barış gerçekleşmişti.
    Troyalılar, bunu eğlenceler düzenleyip şölenlerle kutladılar. Gece
    yarısı herkesin derin uykuda olduğu bir sırada Odysseus ve arkadaşları
    teker teker nöbetçileri öldürdüler ve kapıları ardına kadar açtılar.
    Zaten Akha ordusu, şehrin surlarına çok yaklaşmıştı. Açık kapılardan
    sessizce şehrin içine sızarak her tarafta yangılar çıkarttılar.

    Yangınları söndürmek için dışarıya çıkan Troyalılar ne olduğunu
    anlayamadan kılıçtan geçirildiler. Bu yapılan savaş değil kasaplıktı.
    Şehrin bazı bölümlerinde Troyalılar küçük gruplar oluşturup düşmana
    karşı koydular. Tek amaçları ölmeden önce mümkün olduğu kadar çok Akhalı
    öldürmekti. Bazıları öldürdükleri Akhalıların giysilerini giyip düşmana
    yaklaşıyorlardı. Bu yolla birçok Akhalı asker öldü. Başlangıçta çok
    fazla Troyalı uykuda katledildiği için bu savaş adil değildi. Artık sona
    yaklaşılmıştı. Akhilleus'un oğlu Neoptolemus, yaşlı Priamos'u karısı ve
    kızlarının gözü önünde öldürdü. Daha sabah olmadan Aeneas hariç, bütün
    Troyalı liderler öldürülmüştü. Annesi Aphrodit'in de yardımıyla Aeneas,
    Babası Ankhises ve oğlu Ascanius'u da alıp Troya'dan kaçmayı başardı.
    Uzun maceralardan sonra İtalya'ya ulaştı.

    Orada güçlü bir Etrüsk kralının kızı ile evlenerek yeni bir şehir kurdu.
    Roma'nın gerçek kurucuları olan Romus ve Romulus kardeşler bu şehirden
    ve Aeneas'ın soyundan geldikleri için, Aeneas her zaman Roma'nın gerçek
    kurucusu olarak kabul edilmiştir. Troya'nın baştan başa yakıldığı o
    korkunç gece, Aphrodit, güzel Helen'e de yardım etti. Paris'in ölümünden
    sonra töreye göre Paris'in kardeşi Deiphobos'la evlenmiş olan Helen
    Aphrodit'in de yardımıyla eski kocası Menelaos'a gitti. Menelaos, onu
    memnuniyetle kabul etti. Ertesi gün, hep beraber Yunanistan'a geri
    döndüler. Onlar, Yunanistan'a yelken açarken, Asya'nın en mağrur
    kentinden geriye bıraktıkları şey, sadece için için yanmakta olan bir
    harabe idi.


    alıntı...


      Forum Saati Ptsi Ağus. 20, 2018 11:24 am