Canakkale Forum ST Şehitler Diyarı 18 Mart Çanakkale 17



Sitemize Kayıt Olmanız 2 Dk'nızı Almaz! Lütfen Sitemize Kayıt Olun ve Üye Olmanın Faydalarından Sizde Yararlanın!

Canakkale Forum ST Şehitler Diyarı 18 Mart Çanakkale 17

Çanakkale Savaşlari, Çanakkale Haberleri, Çanakkale Resimleri, Çanakkale Videoları, Çanakkale Bilgiler, Çanakkalede Turizm, Canakkale İlçeleri, Rehberlik

Değerli Dostlar Tarihe Adını Kazımış Olan Çanakkalemizi Tanıtmak İçin Kurduğumuz Bu Siteye Hoşgeldiniz...
Sitemizden Yararlanabilmek için lütfen Üye Olunuz.. Sitemizde Emeklerin boşa Gitmemesi Açısından Gizli Mesaj Uygulaması Yapılmaktadır..
Moderatör Olmak İsteyen Arkadaşlar Başvuru Yapmak İçin Burayı Tıklayabilirsiniz

Giriş yap

Şifremi unuttum

Arama Motoru

Özel Arama

Anket

Sitemizi Nerden Buldunuz?
67% 67% [ 4 ]
0% 0% [ 0 ]
0% 0% [ 0 ]
0% 0% [ 0 ]
33% 33% [ 2 ]
0% 0% [ 0 ]
0% 0% [ 0 ]

Toplam Oylar : 6

Tarihte Bugün


Tarihte Bugün v.7.0

Istatistikler

Kullanıcılarımız toplam 1370 mesaj attılar bunda 1059 konu

Toplam 174 kayıtlı kullanıcımız var

Son kaydolan kullanıcımız: ömer.1905

Haftanın en aktif yollayıcıları

Facebookta Paylaş

(( Canakkale Forum ST ))

Hava Durumu

CANAKKALE

RSS akısı


Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 

Anahtar-kelime


    Bayramiç'teki 'Tikli Köy' İnceleme Altında

    Paylaş
    avatar
    ÇaNaKKaLeLi
    WeBMaSTeR
    WeBMaSTeR

    Erkek
    Kova
    Ejderha
    Mesaj Sayısı : 1089
    Doğum tarihi : 17/02/88
    Yaş : 30
    Nerden : Çanakkale
    İş/Hobiler : Öğrenci
    Lakap : Acar
    Tecrübe Puanı : 2579
    Rep Puanı : 14
    Kayıt tarihi : 25/09/08
    Takımınız :
    Ruh Haliniz :


    default Bayramiç'teki 'Tikli Köy' İnceleme Altında

    Mesaj tarafından ÇaNaKKaLeLi Bir Salı Nis. 27, 2010 1:35 pm

    Çanakkale’nin Bayramiç ilçesine bağlı Bıyıklı köyü bilimsel bir
    araştırmaya konu oldu. Çünkü köydeki erkeklerin yüzde 80′inde tik var.

    Bilkent
    Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Başkanı Prof. Tayfun
    Özçelik, hastalığın genetik olup olmadığını araştırmak için
    beraberindeki iki kişiyle kan almak üzere geçen hafta sonu ‘tik’li
    köydeydi…

    Bıyıklı köyünün muhtarı Erdinç Kızıloğlu ile bir ay
    önce telefonda görüşmüş, köy sakinleriyle röportaj yapmak istediğimizi
    kendisine iletmiştik. Amacımız onların tik meselesinin hikâyesini
    araştırmaktı. Yaradılış özellikleriyle eğlenmeyi aklımızdan bile
    geçirmedik. Ancak ahali, aktüalite ve şov programlarının kendileriyle
    dalga geçmelerinden o kadar bıkmış ki, teklifimizi geri çevirdiler.
    (Cüneyt Arkın da merakından köye iki kere uğramış.) Yapacak bir şey
    yoktu, olur da fikirlerini değiştirirlerse 4 saatlik uzaklıktaydık.
    Geçen hafta pazar günü haber geldi. Arayan köy muhtarıydı. “Bu akşam
    bilimsel araştırma yapmak için Ankara’dan heyet gelecek. Onlar
    gittikten sonra köylüler kahvede sizi bekliyor.” deyince apar topar
    Çanakkale yollarına düştük.



    Akşam
    20.00 sularında vardığımız köyde Bilkent Üniversitesi Moleküler
    Biyoloji ve Genetik Bölümü Başkanı Prof. Tayfun Özçelik, asistanı ve
    bir hemşire işlerini bitirmiş, kanları almış, ikram edilen akşam
    yemeklerini yiyordu. Muhtar ve babası Ekrem Kızıloğlu dışında kahvede
    henüz kimse yoktu. Araştırma ön hazırlık aşamasında olduğu için hoca
    herhangi bir açıklama yapmadı, yemeklerini bitirip gittiler. Akşam
    namazlarını kılıp koyunlarını sağdıktan sonra birer ikişer kahveye
    damlayacakları söylenen köylüleri beklemeye başladık.

    Araştırma
    ekibinin köye bu ikinci gelişi. İlk kez 20 gün önce gelmiş ve tiki olan
    amcaların ve abilerin soy ağacını çıkarmışlar. Bu kez yaklaşık 10
    kişinin kanını almışlar. Başlangıç için bu kadar donör yeterli
    bulunmuş. Sonuçlara bakılacak ve ‘evet, burada bilimsel bir done var’
    kararı verilirse araştırma başlayacak. Çalışma en az bir yıl sürecek.

    Çay bardağı düşse irkiliyorlar

    Bıyıklı’da
    şu anda 10 hane yaşıyor. Köyden, Bayramiç, Çanakkale, Bursa ve
    İstanbul’a çok göç olmuş. Erkeklerin yüzde 80′inde tik var. Yani sese
    ve el kol hareketlerine karşı çok hassaslar. Çay bardağı düşse
    irkiliyor, bağırıyor ya da karşısındakine istemsiz vurabiliyorlar.
    Kadınlarda tik yok ama tikli eş sahibi olmak onlar için daha zor.
    Mesela 53 yaşındaki Halil İbrahim Özdemir, eşine çok vurmuş. Bayağı
    bildiğimiz şekilde pata küte girişmiş. Yere düşen çatal, kaşık sesinden
    aniden irkiliyor, kendisini frenleyemiyor ve önüne kim rast gelirse
    yumruğu yiyor. Kızını kayda götürdüğünde bir öğretim görevlisine, 19
    Mayıs kutlamalarında bir baloncuya, hasta yatağında yatan bir adama
    uzaktan uçuşa geçmiş… Tamamen istem dışı bir durum, şiddete asla
    meyilli değiller. Çok sakin, birbirleriyle çok güzel anlaşan, pırıl
    pırıl insanlarla tanıştık.

    Kahveye ilk damlayanlar 45 yaşındaki
    Fahrettin Karışmaz ve Ayhan Özkan’dı. Fahrettin Bey’de tik yok ancak
    abisi bu dertten muzdarip. Araştırmacılar, ondan da kan almak istemiş,
    damarını bulamadıkları için olmamış. Ayhan Bey’de tiksiz ama dedesinde
    olduğunu söylüyor. Zaten herkes dedelerinden mutlaka tikle ilgili bir
    hikaye dinlemiş. ‘Dedemin dedesinde bu vardı, onların bize aktardığı,
    onların babalarında da bu korkunun olduğu…’ şeklinde cümleler
    kuruyorlar. Biraz sonra Cahit amca geliyor kahveye ve masamızdan bir
    sandalye çekip yanımıza oturuyor. Onda da hastalıktan eser yok. Hâlâ
    tikli bir amcayla müşerref olamadık diye düşünürken 62 yaşındaki Halil
    Kızıloğlu görünüyor kapıda ve tam karşımızdaki tahta sedire ilişiyor.
    Hemen ardından Halil İbrahim Özdemir… O da solumuzdaki masayı tercih
    ediyor. Köyün en yaşlılarından olan Halil Kızıloğlu ve Halil İbrahim
    Özdemir’in tiki çok belirgin, en ufak bir hareketten etkileniyor.
    ‘Nasıl bir şey bu tik?’ şeklinde gayri ihtiyari bir cümle sarf edince
    Cahit amca ‘pat’ diye güçlü bir sesle ellerini şaklattı. Birdenbire
    solumuzdan gelen bir yumruk sesiyle kafamızın üzerinden sürahi fırlayıp
    gitti. Halil amcayı da muhtar zor tuttu. Kıpırdamadan insanlara soru
    sormanın ve not almanın bu kadar zor olacağını tahmin bile
    edemediğimizi akşamın ilerleyen saatlerinde daha iyi anlıyoruz. Tam
    muhabbetimiz sona ermiş yavaş yavaş toparlanırken elimizden not defteri
    düşünce az kalsın biz de dayağı yiyorduk.

    Ceplerinde taşıdıkları telefon sesinden de korkuyorlar

    65
    yaşındaki Ekrem Kızıloğlu kan verenlerden. Ona şaka yapıldığında
    bağırabiliyor. Tiki olduğu dışarıdan bakınca anlaşılmıyor, çok
    kontrollü. “Bazen mahcup oluyoruz, bazen de iyi oluyor tikli olmamız.”
    diyerek hastalığın avantajlarından bahsediyor. Mesela Bıyıklılı
    köylülerin devlet dairesine yolu düştüğü zaman memurlar önce onların
    işlerini halledermiş ki, eğer uğursuzun biri şaka yapar ya da kapı baca
    çarparsa korkup devlet malına zarar vermesinler diye… Ekrem amca, “Hem
    de böylece çabucak işimiz görülmüş oluyor.” diyor. Halil amcanın
    develerle ilgili bir hikâyesi var, ama ısrarlarımıza rağmen anlatmak
    istemiyor, unuttum deyip geçiştiriyor. Topal dedesi Sadık Kızıloğlu’nun
    cami macerasını ise rahatlıkla döktürüveriyor. Akşam cemaatine yetişmek
    üzere camiye giden Sadık dede, aceleyle değneğini de gaz tenekesinin
    yanına bırakmış. Namaz başladıktan sonra tenekenin üzerine devrilen
    değneğin çıkardığı gürültüyle imamın üzerine doğru irkilince herkes
    namazından olmuş.

    Köy halkı, kendileriyle dalga geçilmesinden
    rahatsız olsa da birbirleriyle şakalaşmadan duramıyorlar. Kah koyun
    güderken, kah sohbet ederken canı sıkılan el çırpınca birden ortalık
    hareketleniveriyor. Bayramiçli delikanlılar onların bu halini bildiği
    için her yıl ocak ve şubat ayında canları sıkılınca pilav yapıp kahveye
    gidiyorlar. Hep beraber yemek yiyor hem de şakalaşıyorlar. Halil
    İbrahim Özdemir, “Onlar gelince kahvedeki sobayı dışarı çıkarırız,
    kimse yanar ya da kırıktan bir yeri kesilir diye çay servisi yapmayız.”
    diyor. Zaten köy kahvesine masa, sandalye ve çay bardağı dayanmıyor.
    Bir sandalye ya da bardak firması onlara sponsor olsa hiç fena olmaz.
    Plastik masaların ortasına yumrukla vura vura çok mefta vermişler. En
    son kalın bir tahtadan masa ve sandalye yapmışlar ama onların da her
    yanı tamir görmüş. Bıyıklı köyünün bir de Bursa’dan müdavimi var.
    Toptancılık yapan bir esnafın, bir gün yanlışlıkla yolu Bıyıklı’ya
    düşmüş, ortamı, sohbeti görünce, iki-üç ayda bir ziyarete gelmeye
    başlamış. Muhabbet uzayınca köyde konaklıyor.

    Köylüler, GSM
    operatörlerinden Turkcell ve Vodafone kullanıyor. Telefonları herkes
    gibi ceplerinde taşıyorlar. Bazen evde bırakıyorlar. ‘Şimdi bunun
    konuyla ne ilgisi var?’ diyeceksiniz. Var, hem de bal gibi… Özellikle
    Halil İbrahim amca telefonu çalınca ya da titreyince tiki ortaya
    çıkıyor. Milletin diline ‘…çekim gücü’ repliği dolanmışken iyi malzeme
    çıkar buradan reklamcılara. Dahasını söylemeye gerek yok sanırım.
    Anlayan GSM operatörü, anlamıştır, çok ‘tik’li hareketler bunlar…

    Dışarıdan gelen de tik’leniyor

    ‘Tik’in
    tıptaki adı şartlı refleks. Yani, eğer bu köyde siz de 5 yıl
    yaşarsanız, kahvede akşamları yapılan şakalara maruz kalırsanız sizde
    de tik başlayabiliyor. Bıyıklı’da böyle insanlar var. Metin Erden 5 yıl
    öncesine kadar böyle bir hastalığının olmadığını, çünkü başka bir köyde
    yaşadığını, son zamanlarda buraya yerleştiği için ‘tik’lendiğini
    söylüyor. Ancak yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre tikin,
    sadece şartlı refleksten değil, genetik geçişten kaynaklanabileceği
    öngörülüyor. Yani iddia şu: 500 belki 1000 yıl öncesinde bir kişide
    başlayan kromozomlardan ya da genlerden birinde bir defektin (tıp
    sözlüğündeki tam karşılığı eksiklik kusur) ortaya çıktığı ve bunun
    dünya üzerinde yayıldığı varsayılıyor. Tıpta buna trüt sendromu adı
    veriliyor. Araştırmacılar, tikli köyde trüt sendromunun, dolayısıyla
    genetik bir geçişin olup olmadığını kanıtlamaya çalışacaklar. Çalışma
    sonucu uluslararası platformda yayınlanacak.


      Forum Saati Ptsi Ara. 17, 2018 8:18 am