Canakkale Forum ST Şehitler Diyarı 18 Mart Çanakkale 17



Sitemize Kayıt Olmanız 2 Dk'nızı Almaz! Lütfen Sitemize Kayıt Olun ve Üye Olmanın Faydalarından Sizde Yararlanın!

Canakkale Forum ST Şehitler Diyarı 18 Mart Çanakkale 17

Çanakkale Savaşlari, Çanakkale Haberleri, Çanakkale Resimleri, Çanakkale Videoları, Çanakkale Bilgiler, Çanakkalede Turizm, Canakkale İlçeleri, Rehberlik

Değerli Dostlar Tarihe Adını Kazımış Olan Çanakkalemizi Tanıtmak İçin Kurduğumuz Bu Siteye Hoşgeldiniz...
Sitemizden Yararlanabilmek için lütfen Üye Olunuz.. Sitemizde Emeklerin boşa Gitmemesi Açısından Gizli Mesaj Uygulaması Yapılmaktadır..
Moderatör Olmak İsteyen Arkadaşlar Başvuru Yapmak İçin Burayı Tıklayabilirsiniz

Giriş yap

Şifremi unuttum

Arama Motoru

Özel Arama

Anket

Sitemizi Nerden Buldunuz?
67% 67% [ 4 ]
0% 0% [ 0 ]
0% 0% [ 0 ]
0% 0% [ 0 ]
33% 33% [ 2 ]
0% 0% [ 0 ]
0% 0% [ 0 ]

Toplam Oylar : 6

Tarihte Bugün


Tarihte Bugün v.7.0

Istatistikler

Kullanıcılarımız toplam 1370 mesaj attılar bunda 1059 konu

Toplam 174 kayıtlı kullanıcımız var

Son kaydolan kullanıcımız: ömer.1905

Haftanın en aktif yollayıcıları

Facebookta Paylaş

(( Canakkale Forum ST ))

Hava Durumu

CANAKKALE

RSS akısı


Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 

Anahtar-kelime


    2. Meşrutiyet Dönemine Doğru Osmanlı Devleti’nin Durumu

    Paylaş
    avatar
    ÇaNaKKaLeLi
    WeBMaSTeR
    WeBMaSTeR

    Erkek
    Kova
    Ejderha
    Mesaj Sayısı : 1089
    Doğum tarihi : 17/02/88
    Yaş : 30
    Nerden : Çanakkale
    İş/Hobiler : Öğrenci
    Lakap : Acar
    Tecrübe Puanı : 2579
    Rep Puanı : 14
    Kayıt tarihi : 25/09/08
    Takımınız :
    Ruh Haliniz :


    default 2. Meşrutiyet Dönemine Doğru Osmanlı Devleti’nin Durumu

    Mesaj tarafından ÇaNaKKaLeLi Bir Perş. Şub. 04, 2010 12:56 am

    2. Meşrutiyet Dönemine Doğru Osmanlı Devleti’nin Durumu

    II. Meşrutiyet dönemi Türk tarihçisi Tark ZaferTunaya’nın ünlü deyimiyle Cumhuriyetimiz için bir “siyaset laboratuvarı” olmuştur Gerçekten de Cumhuriyet ideolojisi ve kurumları ile İttiihat ve Terakki’nin bu dönemdeki uygulamalarından fazlasıyla etkilenmiştir. Bu açıdan İkinci Meşrutiyet Dönemi’ne daha da dikkatli bakılması gereklidir.
    Meşrutiyetin ikinci kez ilan edildiği sıralarda Batı yayılmacılığı doruğuna erişmişti. Avrupa büyük bir paylaşım savaşına doğru sürükleniyordu. Bir kaç yüzyıllık tersine bir gelişme sonucu kendi genişleme gücünü yitiren Osmanlı Devleti Batı emperyalizmi için bir pazar ve hammadde kaynağı ve aynı zamanda jeopolitik konumundan dolayı da “Doğu Sorunu”nun öznesi durumuna gelmişti. XIX. Yüzyıl boyunca dış saldırılardan korunmak için kendi iç yapısında gerçekleştirilen düzenlemeler Osmanlı Devleti’ni Batı’ya daha bağımlı ve aynı zamanda Batı’daki yeni düzenin düşüncelerine daha açık bir duruma getirmişti. Meşrutiyet düşüncesi de bu açıklıktan içeriye girmişti.
    XIX. Yüzyıl öncesinden başlayan Batı’ya yetişme çabası ve “reform” arayışları ekonomik olanaklarının çok önüne geçmişti. Toplumun ve yönetimin beklentileri ekonominin büyüme hızını aşmıştı. Üstelik üretimin arttırılmasını engelleyen darboğazlar vardı. Teknoloji geriydi. Gerek sermaye, gerekse teknik bilgi yetersiz ve dışa bağımlıydı. Mali sorunları çözmek için başvurulan dışarıdan kaynak aktarma, yani borçlanma ise iflasla sonuçlanmıştı. Yabancıların ülke gelirlerinden alacaklarını toplamak için kurduğu Düyun-u Umûmîye İdaresi o kadar güçlüydü ki 1911’de Maliye Nezâreti’nin 5472 memuru varken İdare 8931 çalışanıyla devlet gelirlerinin % 27’sini topluyordu. Bir yandan yabancıların tüm artı ürün ve değeri yurtdışına götürmesine yol açan ekonomik imtiyazlar, yani kapitülasyonlar; öte yandan da alınan borçlar sonunda iflas etmiş bir maliye, II. Meşrutiyet Dönemi’nin çözülmesi gereken ekonomik sorunlarının başında yer alıyordu.
    Bu dönemde tarım dışı ekonomik etkinlikler genellikle gayrimüslimler tarafından yürütülüyordu. Örneğin 1912 yılında İmparatorlukta iç ticaretle uğraşılan 18.000 kadar iş yerinin % 15’i Türklere, % 49’u Rumlara, % 23’ü Ermenilere, % 19’u Levantenler, diğer gayrimüslimler ve diğer Müslümanlara aitti. Bunlar Batılı girişimci ve yatırımcıların Osmanlı Devletindeki yerli işbirlikçileri konumunu kazanarak ticaret ve sanayi faaliyetleri yoluyla zenginleşmişlerdi. Bu zenginlik gayrimüslimlerin müslümanlara göre yaşam düzeylerinin yükselmesine yol açmıştı. Bu farklılık zaten cemaatler şeklinde örgütlenmiş olan Osmanlı toplumunda ulusçuluk hareketlerinin güçlenmesinde de etkiliydi. Özellikle Makedonya’daki milliyetçi ve ayrılıkçı eylemler meşrutiyete girerken çözülmesi gereken sorunların başında geliyordu. Bunlara, Ermeni ayrılıkçı hareketini ve Arapların yoğun olarak bulundukları topraklarda özellikle Hicaz ve Yemen’deki feodal yapıdan da kaynaklanan ayaklanmaları da eklemek gerekir.
    İmparatorluğun kurucusu olan Türkler daha çok memuriyet ve tarımsal üretimi geçerli meslek olarak benimsemişlerdi. Rumlar ve Ermeniler daha çok şehirlerde yaşamakta ve tarım dışı sektörlerde çalışmaktaydı. şehirlerde Hıristiyanlar ve Müslümanlar ayrı mahallelerde otururlardı, fakat Müslüman mahallesindeki bakkal, kasap ve manav genellikle gayrimüslim olurdu. Böyle bir ortamda Arap, Arnavut, Rum, Ermeni ve diğer azınlıklar kendi isimleriyle anılırken Türkler, özellikle yönetim kadrolarında bulunanlar kendilerini Osmanlı ve Müslüman olarak tanımlıyorlardı.
    Hükümet memurluğu hemen hemen tümüyle Müslümanların tekelindeydi. 1878-1886 yıllarına ait Osmanlı istatistiklerine göre; memurlukların % 95.4’ü Müslümanların, % 4.6’sı ise azınlıkların elinde bulunuyordu. İstanbul’da yaşayan Müslüman nüfusunun % 11.4’ü hükümet işlerinde çalışmaktaydı. Müslümanların dörtte biri ticaret ve sanayi ile uğraşıyorsa da, bu mesleklerde çalışanların tümü ele alınınca azınlıkların % 61’ine karşılık müslümanların % 39’unun bu işlerle uğraştığı görünüyordu. Hıristiyan azınlıkların eğitim düzeyinin yüksekliği de İstanbul’daki öğrenci sayısının % 52’sinin gayrimüslim olmasından anlaşılabilir. Müslümanlara ait bu sayıların taşrada daha da azalacağı da bir gerçektir.
    Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş yıllarında Müslüman halk savaş alanlardaki yenilgileri, toprak kayıplarını ve ekonomik sıkıntıları kaderci bir yorumla karşılamıştı. Bu dönemde, olan bitenlerin ve daha geniş bir çerçevede dünyanın değersizliği etrafından görüşler halk arasında çok yaygındı. Örneğin; “Dünyasını seven ahiretten olur”, “Allah sevdiği kuluna dünyalık vermez”, “Adam sen de bu da geçer elbet”, “Kısmetinde olanın kaşığında çıkar”, “Köprüden geçinceye kadar ayıya dayı… sonra ayıoğlu ayı”, “Gelene Paşa Gidene Ağa” gibi sözlere sıkça rastlanıyordu. Köylerde ve hatta şehirlerdeki güvensizlik ortamı da bu kabuğuna çekilme duygusunu pekiştiriyordu. “Bir lokma bir hırka” şeklinde de ifade edilen, azla yetinmenin erdemli bir davranış olduğu düşüncesi yaygındı.


      Forum Saati Ptsi Ağus. 20, 2018 11:25 am